->
Fahreddîn-i Râzî Herat ve civarında bozuk inançları yaymakla meÅŸgul olanlarla mücâdele ediyor, Müslümanlar’ı bunların tehlikelerine karşı korumaya çalışıyordu. Üç yüz kadar atlı talebe ve âlim ile Herat’a geldiÄŸinde; hem devlet, hem din büyükleri akın akın ziyaretine gelmiÅŸ, alâka göstermiÅŸlerdi. Ama birileri vardı ki; ne geliyor, ne de gelme arzusu ızhâr ediyordu. Acaba Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin muhâliflerinden miydi?
Halktan bir zengin, bir gün Fahreddîn-i Râzî hazretlerini bahçesinde yemeğe dâvet etti. Maksadı; ziyaretine gelmeyen zâtı da orada bulundurup, görüşmelerini ve bir yanlış anlamanın meydana gelmemesini temin etmekti.
Fahreddîn-i Râzî hazretleri, yemekte karşılaştığı ziyaretine gelmeyen zâta, Yazinin Devamini Oku »
->
Allah dostlarından…. Seyyide Tün Nefise Bir akÅŸam vakti. Kapısı çalınıyor. KomÅŸuları, gayrimüslim bir çift. Bir ricaları var.
-KomÅŸu, sende biliyorsun, bizim felçli bir kızımız var. Önemli bir iÅŸimiz çıktı, sabaha kadar gelemeyebiliriz. Biz gelene kadar Allah için… kızımıza bakabilirmisin?
İşi gücü ibadet ve gözyaşı olan ulvi kadın:
- Ne demek, siz işinize bakın evladınızı düşünmeyin.
Anne baba işlerine, Seyyide Tün Nefise felçli kızın yanına gider.
Saatler saatler… Allah dostunun gözleri, kızın üzerinde, sevgi dolu bakışlar ve kızdan sevgi dolu karşılıklar…
İçi bir an bir garip bir garip oluyor.
Gönül diliyle:
- Allahım Allahım, şu güzel kızı şu güzel kızı ayağa ayağa kaldır ve ona hak yolu nasip et.
Anne ve baba dönüyorlar. Hasta kızları komÅŸularının ayağının dibinde oturmakta. Büyük bir mutluluk içersinde. Kapının açılmasıyla birlikte ayaÄŸa fırlıyor…
… ve hepsi artık, Allah’ın razı oldukları içersinde, İslamın içinde. Yazinin Devamini Oku »
->
Hz. Musa Aleyhisselâmın, hem amca oÄŸlu, hem de eniÅŸtesi olan Kâarun, önceleri Musa Aleyhisselâma iman ediyordu. Gündüzleri oruç tutar ve geceleri de namaz ile meÅŸgul olurdu. Ve lâkin çok fakir ve ehl-i iyaline bakmakta zorluk çekerdi. Hak Celle ve Âlâ Hazretleri Musa Aleyhisselâma Tevrat’ı ÅŸerifi altun ile yazmasını emir buyurunca, Hz. Musa:
 - Ya Rabbî, halimi biliyorsun, ben fakirim diye tazarrû etti.
Bunun üzerine Cenabı Hak Hz. Musa’ya simya ilmini öğretir ve Hz. Musa da o emri yerine getirir. Daha sonra Hz. Musa Aleyhisselâm Kâarun’un fakirliÄŸini ve ehl-i iyalinin çekmekte olduÄŸu sıkıntıyı düşünerek, hem bedenî hem de mâlî ibadetini yerine getirip ecir sahibi olmasını düşünerek O’na da simya ilmini öğretir.
Kâarun ilm-i simyayı öğrenir öğrenmez, kâr-ı ibadet bu imiş diyerek nihayetsiz mal sahibi oldu. Bir rivayette, hazinelerinin anahtarlarını 70 ve diğer bir rivayette 100 deve götürürdü. Mücahid (R.A. da derki, her bir anahtar ile 70 hazine kapısı açılırdı.
Kâarun her hangi bir yere gidecek olsa, Yazinin Devamini Oku »
Hazreti Ömer (r.a.). Halife. Bir gece. Makamında. Ashabtan biri ziyaretine gelir. Selam verir. Selamı alınmamıştır. Oturur. Ömer işiyle meşgul. Sahabe bekler. Ömer çalışır. Selam alınmamış, yüzüne bile bakılmamıştır.
İş biter. Ömer mumu söndürür. Bir başka mumu yakar. O anda selamını alır. Konuşmaya başlar.
Sahabe sorar:
- Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın ve niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yaktın ve ondan sonra benle konuşmaya başladın?
Hazreti Ömer (r.a.): Yazinin Devamini Oku »
Hz.Ümm-i Süleym, gayet temiz ahlak sahibi bir hatun idi. Çocuğu vefat ettiği zaman, sabır ve metanetle bizzat kendisi yıkadı ve kendisi kefenledi ve bir tarafa bırakıp, komşularına dönerek:
- Babasına haber vermeyin.
Hz. Ebu Talha orada bulunmamaktaydı. Akşam eve döndüğünde, çocuğu sordu, hanımı:
- Gördüğünden şimdi çok iyidir, der.
Sonra yemek yediler, oturdular, birlikte oldular. Bir müddet sonra Hz.Ümm-i Süleym, beyine gayet metanetle şöyle der:
- Ebu Talha, ödünç alınmış bir şeyi geri vermek icap eder mi etmez mi?
- Söylediğin bu söz nasıl bir söz, elbette ki ödünç alınan şey geri verilmeli.
- O halde, Hak Teala da sana emanetten vermiş bulunduğu çocuğu aldı. Yazinin Devamini Oku »
Sadreddîn Hayâvî hazretlerini sevmeyen biri vardı. Bir gece kendi kendine; “Sadreddîn dedikleri kiÅŸi ÅŸehrimizin gençlerini başına topluyor ve onlara bir ÅŸeyler anlatıyor. Bu gece onun kapısını çalıp dışarı çıkarayım ve bir güzel döveyim.” niyeti ile yola düştü. Sadreddîn hazretlerinin kapısına geldiÄŸinde onu kapı önünde durur gördü.
Şeyh Sadreddîn hazretleri ona hitâben;
“Ey kiÅŸi! Biz senin niyet ettiÄŸin ÅŸey yerine gelsin diye hayli zamandır burada bekliyoruz. Çok geciktin.” buyurdu. Gelen kiÅŸi bu sözleri duyunca piÅŸman oldu ve onun büyük bir zât olduÄŸunu anlayıp ellerine kapandı, özür diledi sonra da ona talebe olmakla ÅŸereflendi. Yazinin Devamini Oku »
Erek Dağı’nda havalar iyice soÄŸuyuncaya kadar kalmıştık. Artık neredeyse kar yaÄŸmaya baÅŸlayacaktı. Kaldığımız yer bayırdı. Buraya bir oda yapmamızı istedi. Biz de hemen çalışmaya koyulduk. BaÅŸladık kazmaya.
Kazı yaparken bir karınca yuvası çıktı. Üstad karınca yuvasını gördü. Kazıyı durdurmamızı istedi. Sebebini sorduk:
“Bir ev yıkıp bir ev yapmak olur mu?” dedi. “Bu hayvanların yuvasını dağıtmayın. BaÅŸka bir yeri kazın.”
Biz baÅŸka bir yeri kazmaya baÅŸladık. Oradan da karınca yuvası çıktı. Bana yardım eden bir arkadaÅŸ vardı. O, “Böyle olur mu hiç?” diye bana sordu. “Üstad gelir gelmez, karıncaların üzerine toprak atalım. Yok eÄŸer böyle giderse bu odayı yapamayız.”
Sonunda oraya bir odacık yaptık.
Üstad karınca yuvalarının yanına gelince, ekmek, bulgur ve şeker koyardı. Kendisine şekeri niçin koyduğmuzu sorduğumuzda, şöyle demişti:
“Bu da onların çayı olsun.” Yazinin Devamini Oku »
Hicrî 161 yıllarında yaşamış evliyaullahtan Ebu Haşim-i Sufî Hazretlerinin müritleri bir hayli kalabalıktı. Fakat toplanıp ibadet edecek bir yerleri de yoktu.
Birgün bir hristiyan emir ava çıkmıştı. Yolda Ebu HaÅŸim es-Sûfî’nin müridlerinden iki kiÅŸinin birbirleri ile buluÅŸtuklarını gördü. Onlar musafaha yaptıktan sonra kucaklaÅŸtılar, orada oturdular, yanlarında yiyecekleri ne varsa ortaya serip beraberce yediler. Sonra da kırk yıllık ahbap gibi kucaklaÅŸarak vedalaşıp ayrıldılar.
Onların bu samimiyetle ülfet etmelerini seyreden hristiyan emiri, hallerine hayret etmiş ve onların o hareketi çok hoşuna gitmişti. Biribirlerinden ayrıldıktan sonra orada kalan müridi yanına çağırdı ve:
- O ayrıldığın, biraz evvel beraber yemek yediğiniz adam kimdi?, diye sordu.
O zat: Yazinin Devamini Oku »
1994′lerde Haçka’ya giden bir polis memuru Haçkalı Hoca’nın evini sormuÅŸ. O tarihten 45 sene evvel Hakka yürüyen Haçkalı’nın evisorulunca:
-Hayırdır, Haçkalı’yı nerden tanıysun? diye sormuÅŸlar.
-GüneydoÄŸu’dan, demiÅŸ polis memuru.
-Güneydoğu?
-He! Urfa, mardin, diyarbakır!
Ne iÅŸ yapaysun daa?
-Polisim.
-Hocayla iÅŸin ne?
-Oradaki çatışmalarda kendisinden çooook yardım gördüm. Eğer o yardım etmeseydi, beni hastahaneye götürmeseydi, Allah bilir ya şimdi çoktaaan ölmüş olacaktım Kendisine teşekküre geldim.
Polis memuru böyle söyleyince, Haçkalı’nın akıl sır ermez iÅŸlerine az çok âgâh ve âşinâ olan Haçkalılar, Haçkalı’nın Haçka’daki cami ve türbesini göstererek: Yazinin Devamini Oku »
Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar.
Karınca da,
“Bir buÄŸday tanesi yerim” diye cevap verir.
Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır. Acaba neden yemedi?
Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar.
Karınca da,
“Daha önce benim yiyeceÄŸimi yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O’na güvenerek bir buÄŸday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu iÅŸi sen üzerine alınca doÄŸrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceÄŸimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceÄŸimin yarısını yiyerek, diÄŸer yarısını da ertesi yıla bıraktım” diye cevap verdi.
Yüce Allah (c.c) cümlemizi kul kapısına baktırmaktan korusun, amin…