Selimiye’ye imam olmamı istedi
->
Selimiye Camii müezzini Nadi Ersoy anlatıyor: Bir gün Ahmet Kızılkök isimli arkadaşımız evlilik hazırlıklarına baÅŸladı. Ahmet arkadaşımıza bir hediye almamız gerekiyordu. Hocaefendi ile çarşıda buluÅŸtuk.Â
Â
Uygun bir hediye alıp Ahmet’in evine götüreceÄŸiz. Ne alalım, ne götürelim diye vitrinleri dolaşıyoruz. Tablo, çaydanlık takımı, vazo veya bardak takımı gibi ÅŸeyler gözümüze çarpıyor. Fakat bunlar sanıyorum Hocaefendi’ye az geliyordu. Hediye deyip geçmek istemiyordu. Bazen ÅŸunun fiyatını sor bakalım derdi. O zamanlar fırınlı aygaz ocakları yok. Dörtlü sade ocaklar var. Onlardan soruyoruz. Ben sordum. 8 veya 9 lira dedi. Fiyatını öğrendik. Fakat alalım da diyemiyor. Bu sefer yine “hadi ıhlamur içmeye gidelim” demez mi… İyi tamam, hadi gidelim. Eve gidiyorduk. Bir iki sefer böyle vitrinlere bakmamız oldu. Fakat benim aklım çok sonra çalıştı, daha doÄŸrusu jeton çok geç düştü. Hocaefendi o ocağı almak istiyordu; fakat herhalde parası yeterli deÄŸildi. Kendi kendime tamam biz bunu alalım, dedim. Devamını oku »

İzmir eÅŸrafından Muharrem Kalyoncu aÄŸabey anlatıyor: Hocaefendi 1966 yılının 7. ayında Kestanepazarı’na geldi. Kendisi her yönüyle o güne kadar tanıdığımız vaiz ve hatiplerden çok farklıydı. Hem dış görünüş hem de konuÅŸma tarzı itibarıyla. Mesela, Kestanepazarı’nda vaaza çıkacağı zamandı. Herkes heyecanla onun kürsüye çıkmasını bekliyordu.Â