->
Zenginlik ve hoÅŸsohbet olma gibi hususlar, zahiren insanın diÄŸer insanlar üzerinde faikiyetini iÅŸaretlediÄŸi bir gerçektir. Halk böyle bir kiÅŸi hakkında hüsn-ü zan edebilir, o da bu hüsn-ü zanna itimat edip bel baÄŸlayarak gurura düşebilir.Â
KeÅŸke düşmese!.. Gurur, Arapça’da aldanma manasına gelir; insanın kendine ait olmayan bir ÅŸeyi kendi malıymış zannederek aldanması da bu cümledendir. Bu nokta-i nazardan dünyaya da, “İnsanların aldandığı dünya” manasına “Darü’l-ÄŸurûr” (Bkz.: Âl-i İmran, 3/185) denmiÅŸtir.
Hâlbuki bu dünya, sırtına yüklendiÄŸi insanları, esas yurtları olan âleme götürmek üzere bir vazifelidir. Ne var ki, bazı kimseler yolda giderken, süsünden, cazibesinden dolayı bu bineÄŸe âşık olmuÅŸ ve öteleri unutmuÅŸlardır. Hâlbuki ona, konumu kadar önem ve ehemmiyet verilmesi gerekirdi. Ne acıdır ki, bazıları ona baÄŸlandı ve asıl matlubu unuttular; unuttu ve aldanmış oldular. Evet, dünya bazı yönleri itibariyle insanı aldatabiliyor. Devamını oku »
->
Bazen insanın sınırlı bir ömürle nasıl sınırsız bir cezaya (ebedi cehennem) çarptırılabileceÄŸi konusu insanların zihnini meÅŸgul ediyor. İsrailoÄŸulları böyle bir mülahazadan hareketle “Cehennem ateÅŸi, sayılı birkaç gün dışında bize asla dokunmayacak!” (Bakara, 2/80) demiÅŸlerdir.
Aslında amel ve akıbet arasındaki bu tür münasebete göre Cennette de yapılan salih ameller müddetince kalmak gibi bir husus karşımıza çıkar!..
İmanda da küfürde de asıl mesele, niyet ve azme baÄŸlanmıştır. İnsan üç-beÅŸ senelik muvakkat hayatında imanı ve salih ameliyle ebedi cenneti kazanabilir. Öyle ki biz, amellerimizle cennete ehil hale gelemeyebiliriz, ama ciddi bir niyetimiz, cehdimiz vardır. Her sabah, ezanlarla beraber namaza kalkar, Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) davetine icabet eder, mescide koÅŸar; böylece bu fani dünyada fani adımlarımızı, ibadetlerimiz ve Hakk’a teveccühlerimizle ebedileÅŸtirebiliriz. Zira ertesi gün ömrümüz olursa yine kalkma niyeti içindeyizdir ve bizde, ebedi olan Allah’a ebedi kulluk yapma arzusu vardır. Yani Allah bizi bu vaziyette bin sene yaÅŸatsa, ciddi bir neÅŸve ve aÅŸk içinde bin sene O’na kulluk yapmayı düşünürüz. Bizim ebedi kulluk niyetimizi Allah, olmuÅŸ gibi kabul buyurur, “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır” fehvasınca bizi ebedi cennetle serfiraz kılar. Devamını oku »
->
“Ben deÄŸiÅŸmem, ben buyum” diyen kimse hiç deÄŸiÅŸmez. Çünkü deÄŸiÅŸmeye niyeti yoktur. “Ben deÄŸiÅŸmem, ben buyum.” sözü bir bakıma doÄŸrudur. İnsanlar hiçbir zaman bütün bütün deÄŸiÅŸmezler.Â
Â
Çok ciddi presten geçseler bile kendi hususiyetlerini hâlâ üzerlerinde barındırırlar. Yani üzümün şırası üzüm şırası olur.. kayısınınki kayısı şırası. Arpanınki de boza olur. Hepsi de sıvıdır, hepsinin ekÅŸi, az buruksu tatları vardır. Birbirine benzerler ama yine de kendilerine ait bazı hususiyetleri vardır. İşte bu söz “herkes kendidir” manasına bir bakıma doÄŸrudur. O kastediliyorsa, bu, insanın ruh haletiyle, psikolojik durumuyla alakalıdır.
Fakat, insanlar bütün bütün deÄŸiÅŸmez de deÄŸildir. “Hiç deÄŸiÅŸmez” derseniz peygamber göndermenin bir anlamı olmadığını da iddia etmiÅŸ olursunuz. Çünkü onlar, potansiyel insanı mükemmel insan haline getirmek için gönderilmiÅŸtir. İnsanın içindeki bir kısım istidatları ateÅŸleme, fitilleme maksadına matuf gönderilmiÅŸlerdir. Onlar, insanları terbiyeye tabi tutarlar. Rehabilite ederler. Böylece sadece dış görünüş itibariyle, zahiren insan görünen fertler hakiki insan haline gelir. Ama herkes kendi istidadı çerçevesinde kalır; kendi kemâlât arşına ulaşır; daha ötesine gidemez. Herkes bir ölçüde yine eskilerin heyüla dedikleri kaderî programa -kaderî çerçeve, kaderî kalıp demek daha uygun- göre ÅŸekillenir, ona göre kalır, deÄŸiÅŸmez ama belli ölçüde iÅŸe yarayacak hale gelebilir. Devamını oku »
Mü’min denge insanıdır. İnanan bir gönül, her mevzûda olduÄŸu gibi rızık peÅŸinde koÅŸarken dinine hizmet etme mevzûunda da ifrat ve tefrite düşmekten kendini korumasını bilmelidir.Â
Â
Dünyaya dünyada kalacağı müddet kadar, âhirete de yine orada kalacağı müddet kadar ehemmiyet verme dengeyi bulmanın nirengi noktasıdır. Bu sebeple, bizim dünya ile alâkamız, her yerde izzet-i İslâmiye’yi göstermek, temsil etmeye çalıştığımız elmas misali hakikatleri baÅŸkalarına da anlatmak, o aydınlık yolu onlara tanıtmak düşüncesine matuftur. Asıl gayemiz bu olunca, gözümüzün bir kenarıyla bazen dünyaya bir “nigâh-ı âşina” kılmamız da yine bu gayeye hizmet edecektir. Devamını oku »